Kuzeyses Gazetesi > Beşikdüzü Haber

Beşikdüzü Haber | Vakfıkebir, Görele, Eynesil, Şalpazarı ilçelerinden yayın yapan Trabzon haber sitesi

BİR VATAN VE BİR BAYRAK

Ercan Kaba

Memleket…Ağasar deresinin karadenize kavuştuğu yerden başlayan  bir yol… Beşikdüzü‘nü boydan boya geçip Vakfıkebir’in çamlık mevkisi ile kucaklaşmakta …

Karadeniz sahil yolunun bir parçası, Trabzon’un batı yönündeki son ilçesi Beşikdüzü’nün şehir merkezini boylu boyunca geçmekte…
*
Bu yolu şu satırlarla arşınlamaya çalışırken tarih bugünün tarihi değil. Bir nevi zamanda yolculuk yapacağız. 1940‘lara gideceğiz.

Şarlıaltı deniyor şehrin merkezine. Dereağzı mevkiinden Koser Çayevi’ne; Köprübaşı‘na kadar uzanan yol topraktır. Sağlı sollu ağaçlar, çort – çalılık, fındık bahçeleri ile çevreleniyor. Açıkta Yobol‘a giden yelkenli mavnalar seçilebiliyor. Denize bakan kısımlardan deniz rüzgarını,dalga sesini duymanız  pazara gönderilmek için kayıklardan sahile hasır sepetlerle indirilen balığın ve de derinlerden yosunun kokusunu almanız  mümkün.

Çarşıda; Terzi Bekir ve Fikret, Lokantacı Ali, berber Osman , nalbur Süleyman,  bakırcı, manifatura, bakkal, demirci,… Tekel – inhisar idaresi, cami ve bir kaç resmi kurum tahta kepenkli alçak damlı, ekseri binalar kargir ve pek azı kara taştır… El terazisi ile tartı yapılıyor, çuvallarda, tahta fıçılarda, tel dolaplarda, tahta tereklere dizilerek saklanıyor sunulacak ürünler.

Gün ışırken köylerden birer birer gelenler girmeden şehre, ilk çeşmede mola veriliyor. Sırttaki camadan, sepet indiriliyor. Pazarda satmak için hazırlanan tereyağ, yumurta, misir, fasulye, taflan, armut; mevsime göre Allah ne verdiyse hazırlanıyor. Eller, ayaklar taş olukta yıkanıyor. Eskimesin diye çentiyi de saklanan çarık, nasırlaşmış ayaklara giyiliyor.

Giyilen esbab da farklı farklı gelen ahalide; Peştemalın deseninden, keşanından, kuşağından, cemberinden, kara çarşafından… Şahmelik‘ten mi?  Oğuz‘dan mı? Kızılağaç‘tan mı? Fol‘dan mı? Ağasar‘dan mı? İskefiye‘den mi? olduğu anlaşılabiliyor.

Mukim esnaf genellikle yakın köy ve ilçelerden. Çevrede söz sahibiler, mevzu olduğunda onlara itibar edililiyor, saygı duyuluyor. Mal alıp satmadan, zanaatkar olmaktan daha öteler; arzuhalciye er mektubu yazdırılırken beraber dertleniliyor. Harmandan fındık kaldırılana kadar, mevcutsa defterde borç ertelenebiliyor. Yıllarca aynı acıya hüzünlenilmiş, aynı sevince; türküye tempo tutulmuş, bir ve beraberce horon kurulmuş olduğundandır bu durum.

Gün olmuş Devleti Âli’den emir gelmiş, yekpare gidilmiş Sarıkamış’a, Balkanlara, Çanakkale’ye … Sakarya’ya, hatta düşman süngüsü ile dipçik ile Sibirya’ya sürülmüş babalar, amcalar.. Nüfus kütüğünde adlarının yanına şehit ibaresi düşülmüş. Yeni doğan bebelerin kulağına ezan ile giden babanın isminin okunması, taze gülüşlerde dönmeyen o şehide vücut verme çabası hep vardır…

Pazarda; yaz günleri kuyularda saklanan kar ile hazırlanan dondurma ve buz gibi şerbet satılmaktadır. Vakt olur ki o saçları sıfır numara kesilmiş o yetim çocuklar, çift örgülü alyanaklı küçük kızlar yiyebilsinler diye hayır sahipleri bu satışı üstleniyor; bedavaya dağıtıyor. Pazar yerinde “sebiiil!, sebiiil!” sesleri duyuluyor… ve yolculuk bitiyor.
***
Beşikdüzü Eski Camii önünden eski hükümet konağı yönüne doğru ilerliyoruz. Tarih şimdi; şu an mayıs 2022 yine … Yolun iki yanında kreş, halk eğitim merkezi, liseler, yüksek okul… 9 farklı kurum ve kuruluş var. Adımlarımıza çocuk cıvıltıları, saat başı çalan zil melodileri eşlik ediyor.

Sağ yanımızda taş duvarda şehit asker Harun Cihan ibaresi… Birkaç adım ilerisinde Kurbağalıdere köprüsünde caddeye adını veren eski Öğretmen Okulu öğretmenlerinden merhum Metin Arpacık Caddesi adı ….

Vatan; tarih ne olursa olsun, dağ – bayır, çarşı – pazar, isimleri küçük ama kendileri büyük gizli kahramanlarda yaşamaktadır ve ilahi bir huzuru üzerimize yansıtmaktadır.

O huzur ki köprüden denize doğru baktığımızda balıkçı iskelesinin üzerinde bayrak direğinde allı beyazlı, ay yıldızlı ve dalga dalgadır.

Aynı huzurla şu mısralara beraberce eşlik edelim ve selam duralım … “Kurbağa sesleri ile orada yazdım bu mısraları” diyen şair’e* ve dört biryanımızdaki kahramanlarımıza.

Tarihin dilinden düşmez bu destan
Nehirler gazidir dağlar kahraman
Her taşı yakut olan bu vatan
Can verme sırrına erenlerindir

“Bu vatan kimin” şiiri
Orhan Şaik Gökyay

*Eğitimci yazar Murat Cihan’ın hatıratında kendisine, Şair tarafından, İstanbul’da bir konferans sonrası söylenen,  “Beşikdüzü Öğretmen Okulu Misafirhanesi’nde, bu şiir’in tamamlandığı…” (1940’lı yıllar..) sözlerinden alıntılanmıştır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir