Kuzeyses Gazetesi > Beşikdüzü Haber

Beşikdüzü Haber | Vakfıkebir, Görele, Eynesil, Şalpazarı ilçelerinden yayın yapan Trabzon haber sitesi

Oğuz’da Oğuzlaşan Türkçemiz

Beşikdüzü Oğuz köyleri olarak bilinen Çakırlı, Resullü, Türkelli ve Dolanlı ile komşuları mahallelerinde günümüzde konuşulan ve sadece bu coğrafyada yaşayan Oğuzca kelime ve deyimleri araştırdık. Bu çalışmamızda Türk dilinin kadim dev eseri Dîvân-u Lügâti’t Türk’te yer alan, bugün Oğuz ve çevresinde kullanılmaya devam eden deyim ve kelimeler üzerinde durduk. Dîvân-u Lügâti’t Türk kitabının latinize edilmiş baskılarından Besim Atalay (Ankara, 1941) ve Ramiz Asker’in (Bakü, 2006) çalışmalarından yararlandık. 35 sayfa kadar hacmi olan dil ve kültür çalışmamızdan sizler için seçtiklerimizi alfabetik sıra gözetmeksizin yayımlamaya karar verdik.

10 asır önce hazırlanmış Türkçe’nin ilk ansiklopedik sözlüğünde yer alan ve günümüzde Beşikdüzü Oğuz ve çevresinde yaşamını sürdüren sözleri derledik. Kendimizce Oğuzca bir yol izledik.

Oğuz’un saklı kültürel müktesebatını gün ışığına çıkarmak, atalar yadigârı dil kimliğimize sahip çıkmak, yeni kuşaklara aktarmak, dilimizin güzelliklerini hatırlamak ve geniş Oğuz kitlesine yaymak gibi amaçlarla ilerledik.

Oğuz’da yaşayan insanların dil ve iletişim becerilerinin gelişim sürecini ayrıntılı bir incelemeyle tespit etmeye çalıştık.

Araştırmamızın ilk üç bölümünü daha önce yayımlayıp paylaşmıştık (bakınız, https://oguzlular.com). Şimdi dördüncü bölüme geldik. Bu bölümde yer alan sözcük ve deyimler şunlardır:

  1. ERİKBELİ / ERÜKBELENİ
  2. AKINDURUK
  3. TEK TUR, TEK DURUKA
  4. SAPLAGU, SAPLİYİK
  5. TULUK
  6. YEN, YENLEMEK
  7. GÖMGÖĞÜ, GÖĞCELİ/GÖÖCELİ SAPAĞI
  8. KOŞAMA/GOŞAMA, KOŞ–AYA
  9. BUCAKLIK
  10. SIYLAN, SIPSIYLAN

 

1. ERİK BELİ/ERÜK BELİ, ERÜK BELENİ:

Divanda şeftali, erik ve kayısının ortak adı olan “erük” var. Bu meyveleri ayırt etmek için atalarımız sarı erük, yeşil erük gibi renk ve şekilleriyle alt bölümlerde nitelemişlerdir. Erik bahçesi anlamında da “erüklük” yer alıyor. Bizim küçüklüğümüzde aile büyüklerimiz erik değil erük diye söylüyorlardı. Divanda ayrıca “erük” kendisiyle deri sepilenen her nesne anlamında tanımlanmıştır. “Erükledi” eylemi “O deriyi erükledi, deri sepeledi, debagat etti.” cümlelerinde kullanılmış.

Yukarıda adı geçen meyvelerin bugünkü Erikbeli mevkiinde yetişmediğini biliyoruz. Burada gerçekten meyve adından Erikbeli ismi oluşturulmuşsa benzer şekilde coğrafyamızda/çevremizde taflan beli, kiraz beli, fındık beli, ayva beli, incir beli, defne beli gibi adlandırmaların da olması gerekmez mi?

Bizim yaklaşımımıza göre ikinci anlamından hareketle “deri işleme merkezi” diyebileceğimiz “Erükbeleni”, “erük” ve “belen” kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Erükbeleni ve çevresindeki obalarda 500 yıl öncesinden beri beslenen büyükbaş ve küçükbaş hayvanları düşündüğümüzde Erükbeleninde işlenen deriler Tonya yolundan Vakfıkebir’e, Kürtün yolundan da Tirebolu’ya taşınmıştır. Vakfıkebir ve Tirebolu’dan da deniz yoluyla büyükşehirlere satış için gönderilmiştir. İlgili kelimenin ait olduğu dil ve kültür bağlamı unutulunca zorunlu olarak bu tür değişiklikler ortaya çıkar ve yeniden adlandırılır. Erükbeleni zamanla Erikbeli olarak telaffuz edilmeye başlanmıştır.

2. AKINDURUK:

Divanda “akın”sel, akıntı olarak var. Yine divanda bulunan “turuk/duruk” ise her şeyin arığı, zayıfı, cılızı demek. Cılızlık, durgunluk, aşırı zayıflık anlamında “turukluk” da divanda geçer.

Atalarımız çam türü ağaçların salgısına “akınduruk” adını vermişler. Burada harika bir isimlendirme yapılmış. “Akın” ve “turuk”  kelimelerinin asli anlamlarına bakınca birleşik akınduruk “Dünyanın en cılız seli” demek olur. Hem ana rahmi hem de embriyo anlamına gelen oğulduruk (oğulcuk) birleşik sözcüğünde de duruk vardır.

Akıncı geldi, cümlesinde ise “birdenbire geldi” anlamı vardır. Tarihteki akıncı beyi ile akıncılar da sel olan akından adını alır.

Ayrıca “arık” kelimesi de Oğuz’da yaşamaktadır. Zayıf anlamına gelen “arık sığır” nitelemesinde kullanılır. Arık sığır; kemikleri çıkmış, çok zayıf anlamındadır. Resullü köyünden Ambarlı’ya geçilirken bir mevkie “akıncak” adı verilmiş. Akıncak; sık sık akıntı olan, sel olan yer. Ayrıca yöremizde akınmak/kaymak eşanlamlı kullanılır. Bu durumda toprak kayması da akıncak olarak adlandırmada etkili olmuştur.

3. TEK TUR, TEK DURUKA:

Divanda tek, tek turmak ve tek tur var. Tek; bir şey dilemeyerek, bir meramı olmaksızın yapılan. Tek, sadece.

Tek geldim; bir şey dilemeyerek geldim, hiçbir arzum yoktur, sadece geliverdim işte. Tek turmak: Susmak.

Tek tur: Tek dur, sus. Sessiz, suskun (ol). Suskun durup durduğunda, bir şey dilemeyince Allah sana niçin versin ki!

Örnek cümle: Tek duruka çocuğa niye vurdun, niye sataştın?

Allah Tek Duruka Vermiyor

Ramazan’ın ikindi sularında anacığım bana sorardı: İftara ne yiyeceğiz, ne yemeğin var? Hâlbuki kendisi bu saate kadar üç dört öğün yemiştir. İftar onun için beşinci öğün olacak. Eğer iftar hazırlığım varsa yapılan yemekleri söylerdim. Hazırlık yoksa “İftara ne yiyeceğiz?” diye sorduğunda “Allah’ın verdiğini” diye cevap verirdim. O da şöyle karşılık verirdi: “Allah tek duruka/tek turuka vermiyor.”

4. SAPLAGU, SAPLİYİK:

Divanda lagun var. Ölçek gibi oyulmuş bir kap olup bununla süt, ayran gibi şeyler içilir. Oyulmuş ortacı bu ölçeğin ağaçtan yapıldığını gösterir. Sonra metalden tas gibi yapılmıştır. İlk adı lagun olan bu içecek kabı metal dik bir sapla saplı lagun olmuştur. Böylece dik metal kepçe diyebileceğimiz bir şekil almıştır. Sap takılmasından dolayı da bizimkiler ona saplı lagun, saplağu, saplagu, saplavu, sapliyik adını layık görmüşlerdir. Benim çocukluğumda komşularımızın çocuklarıyla onların evinin kapısında oyun oynadığımız sıralarda anneleri bize bakırdan yapılmış saplı lagunla ayran ikram ederdiler. Bir de eviniz yol üzerindeyse gelip geçen misafirlere ya doğrudan doğruya ya da onların istemesi nedeniyle saplağu ile ayran verilirdi.

5. TULUK:

Divanda tulun var. Kulakla ağız arasındaki yer, kemik dulun anlamında. Türkçemizde ayrıca tuluk tulumdur.

Tulumla tuluk zamanla benzer anlamda kullanılmış. Ağız ve söyleyiş farklılaşmasıyla birbirine karışmıştır. “Tuluğunu şişirdi” ve “tuluğunu ısırdı” cümlelerinde yaygın kullanımları devam etmektedir. Günümüzde tuluk avurt olmuştur.

6. YEN, YENLEMEK:

Divanda yelnemek var. Memesi dolup taşmak, sarkmak. İneğin doğuracağı zaman yaklaştığında memesinin sütle dolup azami şişkinliğe ulaşmasıdır. Doğum vakti geldiğinde inek yenledi, akşama sabaha doğurur, diye konuşulur. Koyunlarda ise süt ile dopdolu olan memeye halık (hâlık) denir. Kara taştan duvar ve ev yapan eski taş ustaları duvardaki kalın taşların boşluklarına veya ortasına halık taş koyarlardı. Çıraklarına bana halık taş getir, şuraya halık taş koy diye emir ve iş verirlerdi. Halık taş, koyun memesi büyüklüğündeki taş demekti.

7. GÖMGÖĞÜ, GÖĞCELİ/GÖÖCELİ SAPAĞI:

Divanda köm gök var: Göm gök. Koyu gök. Gök renkte abartma istenildiği zaman köm kelimesi kullanılır.

Derede balık avlamak için şöyle bir yol izlenir: Biber otu, yabani sarmaşık ve domuz ağırşağı kumla karılıp köpürene kadar dövülür. Köpürdüğünde gömgöğü rengini alır. Bu renge parlak koyu yeşil diyebiliriz. Hazırlanan bu karışıma da göğek denir. Bu arada göle su akışı savak yöntemiyle engellenir. Sonrasında göğek gölün her yönüne serpilerek balıklar avlanır.

Gömgöğü ifadesi bir de taze sebzelerde kullanılır. Henüz yeni yeşermiş taze fasulye namluları için daha “gömgöğü” denir. Yeni sürgün atmış namluların erken koparılması riski karşısında; daha gömgöğü duruyor, dokunmayın, üzmeyin denilir.

Çakırlı’nın başında Göğceli/Gööceli Sapağı diye yer adı var. Burada gökçenin isimlendirilmesi aynen taze fasulyede olduğu gibi yeni sürgünlerin benzer renginden kaynaklanır. İkinci bir anlamı ise çevredeki yabani kavaklardaki gökçe bitkisinden ileri gelir. Gökçe de aynı şekilde renklenir. Gökçe bitkisi armut ağacında veya kavakta tutam tutam bulunmasından dolayı küçültme ekiyle adlandırılmıştır. Gökçenin zamanla söylenişi değişmiş, gööceli/göğceli olmuştur.

8. KOŞ–AYA, KOŞAMA/GOŞAMA:

Divanda koş çift/çifte, aya ise bilekle parmak arasındaki bölümdür. Koşama, çift avuç anlamındadır. Koş ve aya birleşince yani koşama olunca bire düşer. Ondan bir koşama tohumluk fasulye aldım, diye kullanılır. Günlük dilde ise koşama, bir avuç için de kullanılır olmuştur. İki avuç için çift koşama diye söylenmeye başlanmıştır.

Pazı yemeği pişirirken “İçine bir yalangu koşama bulgur koy,” derdi anacığım.

Yalın kelimesi Türkçemizde ateş, yalangu ise alevdir. “Bir yalangu koşama” ise kumul koşama demektir. Yalnız mutfakta kullanılabilen bir ölçü olarak alevle kumul(tepeleme) eşdeğerde tutulmuştur. Burada da tek elin avucu anlamında kullanılır.

Eskiden kumaşın içine astar çekilince bu ince kata yalangu kat denirdi.

9. BUCAKLIK:

Divanda buçgak var. Bucak ve açı anlamındadır. Yöremizde mutfağa bucaklık denir. Bugün ise ocaklık, mutfaktır. Mutfak görevinin ilk defa evin köşesinde uygulanmış, düzenlenmiş olmasından dolayı bu adı almıştır.

10. SIYLAN, SIPSIYLAN:

Divanda sıgan var. Sıgan saç, sıganmış saç dediğimizde kıvırcık olmayan (düz) saç belirtilmiş olur. Kıvırcık saça da “bogurda” denir. Minare ve minareye benzer şeyler gibi uzun olan her nesneye de suyran denir.

Çevremizde ağaçtan elektrik direkleri için “sıylan, sıpsıylan” denir. Ağacın dalsız budaksız, pürüzsüz gövdesinin adıdır. Örnek cümle: Tahtanın üzerini camla kazırsan sıylan olur.


4 thoughts on “Oğuz’da Oğuzlaşan Türkçemiz

  1. Güzel bir yazı olmuş yüzyıllar önce atalarımızın bu topraklarda kullandığı deyim ve kelimelerin hala daha yöre halkı tarafından telaffuz edilmesi paha biçilemez büyük bir olay konusu diyebilirim.

    Açıkçası bariz bir şekilde şunu net olarak söyleyebilirim oğuz köyünün halkı geleneklerine ve göreneklerine bağlı kalarak sadakat ve çizgiden ayrılmadan atalarının izlerinde ilerlemiş olacak ki bugün hemen hemen 15 Asır önce ki deyimler hala daha kullanılmakta bu o insanların karakteristik özelliklerini tanımamıza sohbet etmemize gerek kalmadan haklarında fikir sahibi olmamıza olanak vermektedir

    1000 yıl geçmesine rağmen yöre halkının geleneklerine göreneklerine bağlı kalarak atalarından dedelerinden miras kalan atasözlerini 21. Yüzyılda dahi devam ettirmesini takdire şayan buluyorum esasen burada çok ince bir ayrıntı var detaya girmeyeceğim ama vatanını devletini topraklarına ne kadar aşık olduğunun bir göstergesidir bu.

    Bir daha ki yazınızda oğuz köyünün tarihi hakkında bir metin kaleme almanızı öneriyorum ilk kim o yöreye yerleşti nereden geldi buradan başlanabilir

    Diğer Bi eleştiri konusu ise
    Dönemin Arapça eseri olan kaşgarlı Mahmut’un Dîvânu Lugâti’t-Türk ilk Türkçe sözlük eserinin Latince çevirisinden yararlanmanın bölge ve Türk kültürü için ne kadar önemli olduğuna büyük bir vurgu bu fakat yazı kısır bir döngüden ibaret örneğin şu kelime oğuzlular döneminde şöyle kullanılıyordu bugün ise bu kelime halini almış ve Oğuzlu köyünde böyle kullanılıyor tabii bu bıraz daha süslemeyle sunulabilirdi ve daha akıcı bir hal alabilirdi okuyucu yine alt satırlarda yine aynı benzer yazıyla karşılaşmamış olurdu ama bu büyük bir çalışma ve prova gerektiren bir durum ön hazırlık vs gerektirir aynı zaman da konu yine sözlük üzerine kurulu olduğu için tabana yaymak zor olabilirdi aynı zaman da o köylerin tarihi çeşitli kaynakların araştırılmasıyla köklü bir şekilde anlatılabilirdi ama yine de böyle bir yazı kolay değildi araştıranların emeğine sağlık, fakat eleştirilerim göz önünde bulundurularak yazının tekrar gözden geçirilerek belirttiğim noktalar üzerinde durularak kaleme alındığında yazının daha iyi bir hal alacağı kanaatindeyim saygılar.

  2. Çok güzel olmuş kalemine ve eline sağlık böyle güzel yazıları her zaman bekliyoruz.teşekkür ederiz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir