Kuzeyses Gazetesi > Beşikdüzü Haber

Beşikdüzü Haber | Vakfıkebir, Görele, Eynesil, Şalpazarı ilçelerinden yayın yapan Trabzon haber sitesi

VAKFIKEBİR YEREL SÖZCÜKLERİ

H. İbrahim Demirci

Tut bizim sözümüzü
Sevindir özümüzü
Elverip kurcalayın
Küllenmiş közümüzü

Vakfıkebir çevresinin yerel sözcükleri bir ön çalışma düzeninde Suat İskender tarafından derlendi. Vakfıkebir ilçemiz için yapılan bu özel araştırmanın benzer bir örneği bulunmayıp Büyükliman ve çevresi için ilk sözlük çalışması olma özelliğini taşımaktadır. Alanında yazılacak pek çok teze kaynaklık edebilecek düzeyde çok başarılı bir eser olup uzun yılların birikimi ve deneyimi sonucu hazırlandığı anlaşılmaktadır. Yazarının içeriden yerli biri olması, bu toprağın değerlerine yönelik çalışmaya fazladan değer katmaktadır. Gönüllü, özverili ve ısrarlı bir çabayla seçilip toplanan Vakfıkebir dili ürünleri henüz kitap olarak basılmamıştır.

Çalışmanın içeriğini görünce Vakfıkebir ve yöresi ağzının olağan tarihi akışı içindeki doğal ve sosyal gelişimine, sesletimine, kullanılışına bir Vakfıkebirlinin kendisinden dinliyormuşçasına şahit olacaksınız. Sözcükler ve deyimler halk tarafından nasıl bir izlenim ve söyleyişe büründürülmüşse benzer biçimde yazıya geçirilmiştir.  Her bir sözcüğün; yine halk ağzıyla bir cümlede, atasözünde, varsa bir şiirde olabildiğince kullanımı örneklendirilmiştir. Yöre ağzı, sözcük ve deyimlerden oluşan dört bin civarındaki madde, sözlüğe sığıştırılmıştır.

Daha önce yayımlanan Trabzon, Akçaabat, Tonya, Maçka, Çarşıbaşı ve Beşikdüzü’ne ait kaynak niteliğindeki sözlükler incelenmiştir. Vakfıkebir’de yerleşik sözcük ve deyimler; köken, kaynak, ses, biçim, söyleniş, içerik ve anlamlandırma açılarından adı geçen benzer nitelikteki sözlüklerdeki sözlerle karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. Araştırma boyunca pek çok yazılı ve canlı kaynakların taraması yapılmış, ölçünlü Türkçe sözlüklere,  teknik sözlüklere, ülkemizin çeşitli idari bölümlerindeki yerel sözlüklere ve diğer yazılı/elektronik kaynaklara başvurulmuştur.

Yazar, doğup büyüdüğü topraklardaki söz varlığını derleyerek Vakfıkebir’in dil ve kültür envanterine mütevazı bir hizmet sunmaktadır. Uzun bir sürece yayılan, yoğun emek ve zaman gerektiren içerikli, verimli, özgün ve güncel bir eseri toplumumuza kazandırmasından dolayı sözün burasında Sayın İskender’e özellikle teşekkür ederim.

Karadeniz’deki yaşanmışlık örneklerini, gelenek ve değerleri geçmişten geleceğe kültürel boyutuyla taşımaya çalışan yazarın mini biyografisi aşağıda yazılmıştır. Ayrıca Doğu Karadeniz geleneksel yaşamı/kültürü üzerine monografik çalışmaları listelenmiştir. Bunlardan başka yazarın kültür, edebiyat, gezi ve bina yapım teknikleri üzerine akademik nitelikli yayınlanmış çalışmaları da vardır.

Vakfıkebir Yerel Sözcükleri

SUAT İSKENDER KİMDİR?

1961 yılında Vakfıkebir ilçesi Soğuksu ( İbsalda ) köyünde doğdu. İlkokulu bitişik Caferli köyünde tamamladı. Orta öğrenimini Vakfıkebir Lisesi’nde sürdürdükten sonra, bazı yüksekokullarda öğrenci olarak bulundu.

Geleneksel geçim ekonomisinin iyice ortadan kalkma eğilimine girdiği 1980’lerin ortalarında, Doğu Karadeniz sahil ve kırsal kesimini gözleme ve inceleme imkânı buldu. Yaşamını, çoğu yurt dışında olmak üzere bina yapım işlerinden kazanmaya çalıştı. Monografik düzeyde Doğu Karadeniz geleneksel binaları, geleneksel mimari süsleme ve üretim konularında bazı araştırma yazıları yayımladı. Kendi olanaklarıyla öğrendiği orta derecede İngilizce, bundan daha alt düzeyde Rusça ve bundan daha alt düzeyde Fransızca bilmektedir.  Gelişmemişlik, diğer deyişle geri kalmışlık olgusu yazarın ilgisini çekmekte, bunu aşmanın önemli başlangıç yollarından birinin, olagelen etkinliğin, kültürel var olanın ve çevrenin tanınması olduğu kanısındadır. “Vakfıkebir Yerel Sözcükleri” çalışması bu anlayışın bir uzantısı ve paylaşımı olarak değerlendirilmelidir.

Kişisel olarak Doğu Karadeniz geleneksel binaları ve kültür ürünleriyle ilgilenmekte, Ankara’da oturmaktadır. Aralarında gezi notları olan bazı çalışmaları dergi yazısı olarak yayınlanmıştır.

Yazarın Doğu Karadeniz geleneksel yaşamı/kültürü üzerine monografik çalışmaları;

1… “Rize Geleneksel Mimarisinde Bezeme“, Geleneksel Rize Mimarisi Üzerine Araştırmalar, Yayına Hazırlayan: Prof. Dr. Haşim Karpuz, Rize Araştırmaları Vakfı, 2019, İstanbul, s. 131-166.

2…”Pileki, Taş Sacı Yapımı Üzerine-Bodamli (Güneysu) Köyü, Vakfıkebir/Trabzon“,  Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı. 27, Güz 2019, s. 165-184.

3…”Doğu Karadeniz’de İlginç  Figüratif Süsleme Örnekleri“, Folklor/Edebiyat, Sayı. 2, Şubat 1995, s.157-168.

4…”Sürmene Evinde Mimari Süsleme“, Folklor/Edebiyat, Sayı 7, Haz. 1996, s. 89-96.

5…”Doğu Karadeniz Geleneksel Kültüründen Bir Kesit-‘Körali’ Evinde Mimari Süsleme” (Mollaveyis köyü/Çamlıhemşin), Yapı, Sayı 166, Eylül 1995, s.86-87.

6…”Trabzon Çevresinde Mimari Süsleme Örnekleri-Gelleci Serenderi“, (Yavuz köyü/Çarşıbaşı), Arkitekt, Sayı 437 , 5/1996, s. 42-49.

7…”Trabzon Vakfıkebir İlçesi’nde Geleneksel Ahşap Süsleme İçin Bir Örnek-Refik Komut Serenderinde Mimari Süsleme“,  Arkeoloji ve Sanat, Sayı. 120, s. 129-134.

8…”Bir Serenderin  Konstrüksiyon  ve Süsleme Programı Üzerine; Akçaabat-Halim Pehlivan Serenderi“, Sanat Tarihi Araştırmaları-Prof. Dr. Haşim Karpuz’a Armağan, Ed. Mustafa Denktaş-Osman Eravşar, Kıvılcım Kitapevi, Kayseri, 2007, s. 257-270.

9…”Bir Serender Üzerine İnceleme; Kazım Topaloğlu Serenderi. Pazar/Rize“, Dizayn Konstrüksiyon, Yıl 18, Sayı. 215, Ekim Kasım 2003, s. 72-78.

10…”Doğu Karadeniz Geleneksel Mimarisinde Menteşeler Üzerine“, Arkitekt, Yıl 70, Sayı 499, Kasım Aralık 2003, s. 39-47.

11…(Yayınlanmamış) “Beşikdüzü’nde Bir Serenderin  Yapısal Özellikleri ve Ahşap Oyma Süslemeleri Üzerine Bir İnceleme: Asım Candaş Serenderi (Bayırköy/Beşikdüzü)” (2020)

12…(Yayınlanmamış) “Vakfıkebir Ekmeği-Fırında Gözlem Notları Ekmek Üretim Süreci” (2019) (Not: Bir “üniversite”nin sanal dergisinde yayınlandı sanırım, ancak son bir ek düzeltme fırsatı verilmediği için tarafımdan dikkate alınmamıştır.)

13…(Yayınlanmamış) “Karadeniz Halk Mimarisinden Bir Örnek; Polatlar Serenderi (Çamlıhemşin)”, (2013).

14…(Kısmi basılı çoğaltma) Vakfıkebir Yerel Sözcükleri-Bir Ön Çalışma, Ankara, 2021

VAKFIKEBİR YEREL SÖZCÜKLERİNDEN SEÇMELER

A

Amodsesevede! ün. bkz. Amossevedelerime!
Abodevelerime!
Aboton sevuyote!
Abodon sevuyote!
Aboton sevuyotene! /
Abodon sevuyotene! Şaşkınlık uyandıran bir olay, korku,  olağandışı bir durum karşısında şaşkınlık, hayret ifade eder.

Afgur! Seni dinlemiyorum, boşuna konuş da dur!  Boşuna konuşup durma! (anlamında).

“Seni tinlemeyirım
Poşina koniş da dur
Saadi ayarladım
Çalana kadar afgur.”

afkun / afgun: İnek gübresi.

ağuz: Yeni doğurmuş  ineğin sütünden yapılmış, sütlaç kıvamında, pişirdikten sonra küçük sahanlara ya da taslara paylaştırılmış, kaşık batırıldığında yarılır gibi olan,  soğuk yenen  bir tür süt tatlısı.

alamuk: Yağışlı havada, yağmurun bir süre kesilmesi, bazen  güneşin bir ara görünmesi durumu.

aldiyan: 1. Alt taraf, aşağıdaki arazi parçası. 2. Alt taraftaki komşu evi belirtmek için kullanılır.

“Kacayırım kociya
Uyudi bizimkiler
Pencereden çıkarkan
Gördi aldiyankiler.”

algitmek: Alıp götürmek, alıp gitmek.

altuna: Hem değerli, hem de altına benzeyen kırmızımsı renginden dolayı inekler için kullanılan adlardan biri.

analis etmek: Kirli çamaşırların suya koyulduktan bir süre sonra kirlerinin yumuşaması, ayrılması.

anaşofla:  Kertenkele.

anavovla/anavoğla: Yer faresi, köstebek.

ander de soyka! Olumsuzluk karşısında Lanet olsun! Anlamına benzer ünlem.

ander kaybana / ander gaybana: “Allah belâsını versin, hay kör olası; Allah müstehakkını versin makamında kullanılır.

ander peydamal kalmak / ander de peydamal kalmak: Olmaz olsun, yok olsun anlamında bir ilenme. Ander kalmak ile eş anlamlıdır. Genellikle  Ander de peydamal! biçiminde söylenir.  bkz. ander, ander kalmak.

Andır peytamal kalsın
Zonguldağın parası
Yarim elini kesmiş
Acep çok mu yarası?”

angona: Büyük yılan.

arka: Pileki taşının yan ile dış taban arasında kalan, ayna gibi alta doğru, merkeze eğimli, verev yüzeyi.

arkuri gitmek: Eğimli ya da yamaç bir yerde eğim yönünde yukarı-aşağı değil de enine doğru gitmek.

aşağalara gitmek: Daha çok çalışma, iş bulma amacıyla büyük şehirlere, özellikle İstanbul’a, Marmara bölgesine gitmek.

aşkere: Açıkça, göz göre göre.

Aşlamaluk: Aşılı meyve ağaçlarının toplu bulundukları yer.

avat morasi: Böğürtlen çileği.

ayaktaş/ayakdaş a. Bir yere giderken ya da bir amaçla yola çıkma durumunda destek görülen, yanında bulunan kimse, yol arkadaşı, yoldaş. Bu kimse bir çocuk ya da  genç de olabilir. “Ekmeğini evden, ayaktaşını köyden al.”

“Parmağunda yuzuğun
Yar yok taşi, yok taşi,
Yarım koyun çobani
Ben olsam ayaktaşi.”

ayam a. Hava durumu.

ayam siyirmak a. Kapalı, yağmurlu hava koşullarından bulutların dağıldığı, güneşin ortaya çıktığı süreç. Hava açmak.

ay eskimek f. Ayın dolunaydan, orak biçimine dönüşmesi.

ay eskisi a. Eskimiş, orak biçimine dönüşmüş ay. Bazı kişilerde ay eskisinde fasulye, kabak gibi sebzelerin ekilmesinin iyi olacağı, ay yenisinde ekilirse bitli olacağı inancı vardır.

B

bacarozluk a. İstemeden bir şeye engel olma, zorluk çıkarma.

badadis a. >Patates. Kartobi de denir.

badama a. Aşanada oda kapılarının önünde boydan boya uzanan, eni 50-60 cm’den 150 cm kadar değişik genişlikte olan, üzerine aşanaya geçici olarak getirilmiş eşyaların, araçların, minderlerin konulabildiği, üzerinde oturulabilen, yatılabilen, namaz kılınabilen basamak şeklindeki bölüm, bir tür seki.

bağırdak a. Bebeği beşiğe bağlamak için, iki ucundan birer çubuk geçirilmiş genişçe basma ya da benzeri dokuma.

barabenli a. Luger ya da parabellum olarak bilinen tabancanın, yörede Luger P08 modeli için kullanılan adlandırma. Özellikle yörede bulunan için kullanılır.

basabas s. 1. Özellikle  çuval, sepet gibi taşıma araçlarını doldururken bastırarak, sıkı sıkıya, tıka basa  doldurmak. 2. Durmaksızın, aralıksız, var gücüyle hareket etme.

basuk s. >Basık.  Henüz kırk günü dolmamış bebek, lohusa bir kadın ya da ineğin, yeni evli çiftlerin belli önlemler alınmamış olması nedeniyle basukluğa uğraması.  Daha çok, gelişmesi normal seyrinde olmayan bebek ve küçük çocuklar için kullanılır.  Bebeklerin basukluk nedeniyle, boylarının uzamadığı inancı da vardır.

bedaliza / petaliza a. Kelebek.

behrenk a. Zemin içinde, yanları ve üstü kaba taşlardan yapılıp, üzeri toprakla örtülerek,  zemindeki suları toplayıp uzaklaştıran kanal. Kaba taştan yapılan drenaj kanalı.

bekluk a., s.  Kabızlık. (s.) Bekluk oldi

bere taşi/bere daşi a. Yaylada sürüdeki sağılır koyun ya da keçileri sağarken oturulan taş,

bibes a. Isıtılan sütün üzerinde oluşan kaymak tabakası.

bibil a.  Fındık ağacı, mısır ya da gelişkin fidan gövdesine sarılan birkaç milim çapında kırmızı tomurcuk meyveleri olan sarmaşık bitkisi. Meyveleri yenmez, üzüm gibi kolay ezilirler. Çıplak deri üzerine suları sürülürse hafif bir yanma duyulur.

birlanbir s.  Birdenbire, aniden, çok hızlı.

bişi a. >Pişi. Yufka açıldığı sırada, ocakta pişirilip kurutulan yufkalardan bir kaç tanesini ayırıp içine bal ya da koyu şeker şerbeti yapıldıktan sonra, üst üste katlanıp o anda yenen bir çeşit dürüm.

bi vurmaluk a. Sütün mayalandığında,  daha çok azlığını belirtmek üzere, yeterince olmasa da ancak yayıkta vurulabilecek kadar miktarı.

boziya a. Özellikle inekler için boz, grimsi renkli olan. Bu tondaki ineklere verilen ad.

C

calbara / çalbara / çalpara a. Tabanı küresel biçimde, ağzı genişçe, çok küçük olmayan, orta boyda,  genellikle daha kısa sürede tüketilecek yemeklerin pişirildiği kalaylı bakır tencere.

cambis a. Su değirmeninde öğütme sırasını bozarak birisinin elle değirmene mısır verip, bir ekmeklik kadar un öğütmesi.

came a. >Cami.

came aporlasi/came aborlasi a.  Ezan sesinin duyurulduğu cami hoparlörü.

cameş a. Manda. Camiş.

campil / cambil a. El feneri ampulü. Armut şeklinde, tunsten telli el fenerlerinde kullanılan eski tip  ampul.

caynuk a. bkz. çaynuk.

cencik a. Kapı ve pencerelerin kilitlenmesine yarayan küçük çengel, mandal.

cıbıl etmek / cıbıl cıbıl etmek f. Çocuk dilinde yıkanmak. Bici bici olmak da denir.

çenteyi a. bkz. camadan.

çıtıman a. Biçilmiş mısır bitkisinden  yapılmış bağ, demet.

D

dalda a., s. >Dulda. Açıkta olmayan, yağmurdan güneşten korunmuş ağaç, saçak altı, sofa gibi yer; siper.

“Şemsiyemun altına
Gel daldama daldama
Esehten bi yar gibi
Naz edersın adama.”

dekturi yerden/dek duri yerden dey. Hiç beklenmedik bir anda, durup dururken, nedensiz. Dek duri yerden vurdi uğa bi yumruk.

dendelis etmek f. Ayağı bir yere takılma ya da baş dönmesi gibi nedenlerle dengesini kaybetmek, ama düşmeden toparlanmak ya da düşecek hale gelmek, sendelemek.

dersi yetmemek f. Bilgi ve görgüsü o düzeyde olmamak.

deyin 1. a. Sincap. 2. bel. Diye. Deyine olarak da söylenir.

divdik suratli s. Sevimsiz kişi. divdi suratli.

dividin a. >Divitin.  Erkek pijaması, kadınlara entari dikmek, yatak kılıfı, pencere perdesi gibi amaçlarla kullanılan dış yüzü kadifemsi pamuklu dokuma.

divrek s. Canlı, dinç, yıpranmamamış, dik, güçlü, dayanıklı.

divrin gibi s. 1. Dik duruşlu, sağlıklı. 2. İyice uykusunu almış.

Diycek ne! Sözün özü, sözün sonu, sözün kısacası. Genellikle bir anlatıyı sonlandırırken, özetle ana konuyu vurgulama amacını belli eder.

E

ehil daş a. İşlenmeye uygun, yapım işlerinde kullanılan taş.

ehil faşfaran a. bkz. faşfaran.

ehil ifteri a. İneklerin yediği, yörenin değişik kesimlerinde çomahdıra, kurkulita, kuşgur, vutirita  adlandırmaları yapılan eğrelti otu türleri.

ehil somara a. Akarsu kenarlarında, nemli yerlerde yetişen yaprak yüzeyi zımpara gibi olup, taze yaprak saplarından turşu yapılır.

ehke a. Öfke, kızgınlık.

ehkelenmek a. Öfkelenmek, kızmak.

ehlak a. >Ahlak.

ehnez a.  Zayıf, güçsüz.

ehya a. Yapay gübre. Suni gübre.

ekleşmek / ekleşuk olmak  f. Evlenme yoluyla başka sülalerle akraba olmak. Hısım olmak.

ekleşuk olmak f. bkz. ekleşmek.

ekleşuk a. Hısım. bkz. ekleşmek.

ekraba a. >Akraba.

ekser bel. >Ekseriya. Çoğunlukla, çoğu kez, çoğu zaman; en çoğu.

eksoğ a. Açık ocakta bir kısmı yanmış, ocak tarafındaki ucu halen üzerinde közler taşıyan; özellikle bir ucu yanıp közleşmiş dal parçası biçimindeki odun.

emen a. Çocuk oyunlarında, oyunun kuralına göre varsayılan sahiplenme, korunacak yer, nokta ya da benze biçimde kararlaştırılan oyuna başlama yeri, çizgisi.

emenalik(g)omali a. Emen alıp koymalı. Araçsız, bir kaç çocuk arasında oynanan, koşmaya dayalı bir çocuk oyunu.

emen yatağu a.>Emen yatağı. Yalnızca emen de denilebilir

F

fanela a.  Yarım kollu, pamuklu ya da ketan erkek iç çamaşırı.

fanela cuvali  a. Kenevir ipliğinden dokunmuş, içine 10-12 kot kadar fındık konulup, ağzı çuvaldızla dikilen büyük çuval. Özellikle 1980’lere kadar, taşıt geçen yola kadar atla taşıma sırasında kullanılırdı. Taşıtla ulaşımın kırsal kesimde de yaygınlaşmasıyla artık küçük üreticiler tarafından kullanılmamakta, daha az hacimli yapay iplikli çuvallar tercih edilmektedir.

fanyans a.>Fayans. Binalardaki her türlü sırlı seramik kaplama malzemesi için kullanılır.

farbela a. Eteğin dip tarafındaki büzgü.

farbelali  s.  Büzgülü, saçaklı giysi, etek.

farfara s. Küçük şeyleri büyütüp bağırıp çağıran, yaygaracı.

farsi  s.  Arazide kazma gibi araçlarla düzenleme yapılırken, düzenlenen parçanın ne oldukça eğimli, ne de düz olmaması durumu.

fasila a. >Fasulye.

fasila cubuğu a. bkz. çubuk (1).  fasilaluk.

fasila davasi a. Haşlanmış taze fasulyenin suyu sızdırılıp, bazen de çıkan taze taneleriyle, mısır ununa batırılıp karıştırıldıktan sonra çevirme tavasında eritilmiş yağa, 1,5-2 cm. kalınlıkta yayılarak, tava kapağının baskısıyla bir ölçüde sıkıştırılarak, yine kapak yardımıyla aktarılıp her iki yüzü kızartılarak hazırlanan yiyecek. bkz. çevirme davasi, döndurma davasi, dava.

fasila koymak f. Fasulye ekmek. Fasulye genellikle ayrık kümelere, ocaklara ekilir. bkz. f asila ocağu. “Cuma guni fasila konmaz bitli olur.”

fasila lamlisi a. Taze fasulye. Bahçeden toplanmış taze fasulyenin her biri. Fasulye badıcı.

fasilaluk a. Daha çok bahçenin eve yakın bir bölümünde,  sıralanmış ocaklara 5-6 fasulye ekilip, bunların sarılması amacıyla çubuklar dikilip, evin gereksinimi için özellikle taze fasulye ve tohum yetiştirmeye ayrılmış, yaklaşık 50-100 m2 alan. bkz. çubuk fasilasi, yer fasilasi.

fasila ocağu a. Özellikle çubuklu fasulyede beş altı fasulyenin bir arada ekildiği küme. bkz. çubuk fasilasi.

fasila toplamak f. Çubuk fasulyeliğinden (fasilaluk)  taze fasulye toplamak. bkz. çubuk fasilasi, fasilaluk.

fasilcuk a. Soya fasulyesi.  Daha çok, yapılan ekmeklere lezzet ve çeşni vermesi açısından, su değirmeninde öğütülen mısıra az miktar katılıp birlikte öğütülür. Ancak yörede yaygın olarak ekilmez. bkz. ekmek etmek.

faşak etmek s. Fındık bahçesinde esas toplama işi bittikten sonra, boş zamanda tekrar geride kalan fındıkları arayıp, toplama.

faşaklamak f. bkz. faşak etmek.

furuna atmak f.  1. Taş fırıncılıkta, hazırlanıp son biçimi verilen ya da pişeceği kaptaki (mısır ekmeğinde olduğu gibi) ürünleri, kürek üzerine yerleştirerek, yeteri derecede kızdırılmış (tava gelmiş) fırına vermek, sürmek. 2. Köylerde, genellikle bazı  evlerde ocağın bir yanında bulunan, fırınlara kurutmak, fırınlamak için taze mısır atmak.

G

gabi barasi a. bkz. kabi barasi.

gabilar bkz. kabilar.

gabir a. Kabir, mezar.

Gadırgaya a. bkz. Kadırga.

gadlanmak f. Ölünün arkasından onun da içinde ya da tanık olduğu olumsuz bir durum hakkında konuşurken, anlatılanın gerçek olduğunu vurgulamak (için). bkz. eldi beni gadlanıy.

gaful a. bkz. Kaful.

gâğur / gâur a. s. 1. >Gavur. Müslüman olmayan yabancı bir ulus kişisi anlamında da kullanılır.  2. mec. Gaddar, kötü kişi. Kötülük yapan kimse.

galak s. Kırıntı, döküntü. bkz. karkalak.

galandar a. bkz. kalandar.

galavriya / kalavriya s. 1. Beceriksiz, uyuşuk, mıymıntı. Galovriya. 2. Hoşlanılmayan kadınlar için kullanılan bir ifade. bkz. kaluk.

galob a. >Kalıp. Galoblar yarin sökülecek. bkz. sabon galobi.

gari ad. >Karı. Kadın.

garlanguş a. >Kırlangıç.

garyola a. >Karyola. It. Carriola. Baş tarafı vurgulu, yatak seviyesinden yukarda başlıkları olup, döküm, metal profil ya da ahşaptan yapılan ev eşyası. Divanlardaki gibi çelik yay ve metal şeritler kullanılarak yatak altı zemininin daha esnek bir şekilde olması amaçlanmıştır. Günümüzde hazır mobilya ve yatak üretiminin yaygınlaşmasıyla, bu eşyanın geleneksel üretimedeki biçimiyle  kullanımı oldukça azalmıştır. bkz. divan.

gaş / kaş a. Bir iki metreden başlayıp daha yüksek olan yüksek yamaç, uçurum.

gaş gaban s. Düşme, yuvarlanma tehlikesi olan yamaçlı yer.

gavraşma a. Alt alta, üst üste kavga etme. bkz. gavraşmak.

gelişat a. Bir olayın, olgunun gelişim süreci.

gönsune kaçmak f. Soluk borusuna bir şey kaçması.

H

handoşura a. Kirpi. Handoşira.

Haniya? s. (Bir şey arandığı sırada, soru  olarak) Nerede?

hapsi a. Hamsi.

hapsi gözli s. Açık mavi gözlü, su mavisi gözlü.

hapsimat a. Karaocak denilen, evlerin içindeki  açık ocaklardan, soba ve kuzinelerin kapaklarındaki hava alma boşluklarından  yanma sırasında havaya uçan ya da çevreye sıçrayan  küçük kül parçacıkları.

Has etdım eyi etdım! dey. Bir tartışmada yaptığı yerilen bir kişinin, kendini savunurken en sonunda çaresiz kalma durumunda verdiği, artık tartışmayı kendi açısından sonlandırdığını belirten ünlem.

haşli s. (Su için) çok sıcak.

hayın/hayin s. mec. Kusursuza yakın düzeyde, oldukça etkili, etkileyici. Çok hayın vurdi uğa./Ali’nin uşağu çok hayın okuy.

hayhuy a.  Karışıklık, düzensiz bir ortamda. Bir hayhuyda gördım oni. Bişe da diyemedım.

haylamak f. Bağırıp, taş atarak kendini duyurmak.

hozan a. Bellenmemiş tarla alanı ya da verimsiz arazi parçası.

huhurek a. Baykuş.

I

ılıcak s. Ilıkça.

ılımık s. bkz. Ilıkça.

ımık/ımıg s. 1. Su gibi bir sıvının ılık olma durumu. 2. Havanın soğuktan daha sıcağa geçtiği zaman dilimi.

ıngır mıngır etmek f. bkz. inkir minkir etmek.

ısgarbin a.>İskarpin.

ıstaka/istaka a.  Tekne de denilen, yoğurma işlemi tamamlanıp maya katılmış hamurun mayalanması için bekletildiği tekne. Başka yörelerde ıslanga sözcüğü de kullanılıyor.

ıvır zıvır a. 1. İrili ufaklı, işe yaramaz şeyler.  2. İçeriği olmayan, önemsiz konuşma.

K

kanzi / ganzi a. Fındık, ceviz, kabak çekirdeği gibi kabuklu ya da tohumsu bitkilerin yenen iç kısmı. Fındık içine funduk kanzisi de denir.

kapali / kabali a. bkz. peynirli.

kapan / kaban / gaban a. bkz. kapaniza.

kapaniza a. Kuş ya da fare yakalamak için kurulan tuzak ya da düzenek. Daha çok kışın karlı günlerinde canlı kuş yakalamak için kurulan düzenekler için kullanılır.

kabi / gabi a. 1. >Kapı. 2. Evin dış kapısı önündeki alan, avlu, harman. Odunlari kapiya yığduk.

kabilar / gabilar a. Evin aşana, varsa hayat tarafından da,  dışa açılan iki kapısı önündeki alan, avlu, harman. Evin çevresi. Funduğu kapilara serduk.

kabi parasi  / gabi barasi a. Düğün sonunda,  gelinin odasından damat evine gitmek üzere çıkarılacağı zaman, erkek kardeşinin ya da gelinin en yakınından bir gencin kapıyı kapatıp yeniden açmak için damat tarafından aldığı bahşiş.

kaybana/gaybana ün. Herhangi bir oluşumun ya da olayın olumsuz, çözümsüz olduğu anda söylenen bir yerinme sözü.

kaybana da ander! ün. bkz. kaybana.

kaybedinde konuşmak/gaybedinde konuşmak f. Olumlu ya da olumsuz olarak birisinin arkasından konuşmak.

kayde a. bkz. gayde, gaydelenmek.

kaygana a. Tavada sebze ve yumurtayla yapılan yemek. Gaygana.

kaymak a. 1. Sütün leğende bekletilerek üzerinden kenesle alınan ve daha sonraki dönemlerde el makinasından geçirildikten sonra ayrılan yağlı kısmı. Toplanıp tekrar yayıkta vurularak yağ haline getirilir.  2. Yoğurdun üzerindeki sarımsı kaymak tabakası. bkz. kenes.  3. Sütü kaynatıp soğumaya bıraktıktan sonra üzerinde toplanan yağlı tabaka.  Soğuk ısırgan kuyması üzerine koyulduğunda oldukça lezzetli olur.

kaynama a. 1. Kum ve kireç harcı ile yapılan duvar. 2. Kırılmış kemiklerin ya da çatlayan  ağaç dalının zamanla arada doku oluşarak birbirine bağlanması.

kirez armudi a. Bir armut çeşidi.

kirez ayi a. bkz. kirez (2).

kirez taflani a. Haziran ayında, kirazların olduğu dönemde olgunlaşan, meyvesi yuvarlak, koyu siyaha yakın olan karayemiş. Diğer türlere göre, daha sert ve   daha dayanıklıdır. En yaygın olan karayemiş çeşididir. bkz. taflan, çivit taflani, yaban taflani, beyaz taflan.

kolebeza a., İnek gübresinde oluşup yaşayan bir tür kurtçuk. Kolebessa. Kuyruklu.

kol hızari a. Yaklaşık 80-100 cm uzunlukta bir hızarın iki ucu dikine ahşap kollara takılıp, bu kolların ortasından yine ahşap bir orta kayıt, kolların diğer ucu ise belli bir kalınlıktaki iple birleştirilen bu ipin ortasından geçirilen sağlam bir ahşap çıtanın döndürüldüğünde, ipin kısalarak gerilmesi, buna koşut olarak da kolun diğer ucundaki hızar bıçağının (lamli) gerilmesi sağlanarak yerel olanaklarla yapılabilen bir el hızarı. Marangozluk işlerinde kullanılır. Tek kişi ya da iki kişi tarafından kullanılabilir.

komohti a. Lazca konuşan ya da o soydan olan  Karadenizlilere verilen ad. Ülkenin başka bölgelerinde neredeyse Samsun’dan doğuda kalan tüm insanlar laz diye bilinmekte ve söylenmektedir. Oysa gerçek lazlar özellikle Pazar, Arhavi, Hopa, Ardeşen  ve Fındıklı ilçelerinde, sahil kesimlerinde yaşamaktadırlar. Özgün bir dil olan laz diline sahip bir halktırlar. Karadenizli olmakla birlikte, Trabzon’da olduğu gibi, Vakfıkebirliler de, Laz dilini konuşan ya da o soydan insanlardan kendilerini ayırmak için, lazları komohti sözcüğü ile belirtirler.

kosi / gosi a. 1. Kuluçkaya gelmiş ya da yatmış tavuk. Anaç travuk, kosu.  2. Daha çok 1970’li yıllarda bazı evlerde kullanılan, çapı 80 cm dolayında, yüksekliği 20-25 cm şeklinde silindir şeklinde bir sobadır.

“Evın dibinde kuyi
Ondan cekerım suyi
Senin o fol ağzına
Kondurayım kosiyi.”

kösele taşi a. bkz. kösele.

köstere a. bkz. kösele.

köt çebi a. Pantolonun arka cebi.

kötek a. Kısa değnek.

köy ilaci a. bkz. kocagari ilaci.

köy salmasi a. bkz. salma.

köz a. 1. >Göz. 2. Bir şeyin doğduğu yer, pınar. Suyin közi.

kıravat çiçeğu / gıravat ciceğu a. Geniş, uzun yaprakları bir gövde çevresinde yukarı doğru yer alan, baharda gövdenin tepesinde kırmızı tomurcuklar şeklinde çiçeklenen, ev çevresinde yetiştirilen bir süs bitkisi.

kuba s. Yüzüstü, ön tarafı üzerine yatırılmış. Yüzükoyun. Uşacuğun ayağı kaydi, çamura kuba duşti.  Kuba, kubız,

kuba yatmak f. Yüzüstü uzanmak, yüzüstü yatmak. Aynı anlamda kublos yatmak deyimi de kullanılır.

kublos a. Ters yüz  ederek ağzını aşağı çevirme

küçük / küçük / gücük / gücük a. Şubatın 14. gününden başlayan ay. Küçük ayi da denir. bkz. kalandar, mart, april, mayis, kirez, orak, ağostos,  biçim ayi, istavrit, izim ayi, karakış.

kücukkene/ kücukgene s.1. Küçükken, ufacık,  küçücük olan. 2. Geçmişten söz eden anlatıcının kendisini ya da kendisi dışındaki söz konusu olan kişinin küçük olduğu, olguları pek yorumlayamadığı yaşta olduğu  zaman, dönem. Ben kücukkene bobamla yeyliya yorume giderduk.

kücük sürme a. Yörede üretilen kilitlerin üst kısmında, üzerine dik olarak bir mandal gibi monte edilmiş bir çekecek diye adlandırılan bir tutacakla sağa sola sürülüp, kapının içerden kapanmasını sağlayan parça. Küçük sürme, kilidin üst tarafında, sürgüye paralel olarak bulunur. bkz.  cekecek, sürme.

küfistan s. Çok sık ağaçlarla kaplanmış. Güfistan.

L

lağum/laum a. Dinamit. bkz.denemit.

lağum atmak/laum atmak f. bkz.denemit atmak.

lağut a. “Çuvaldan un, pirinç vb. boşaltmak için kullanılan oluklu tahta kürek.”  Lagun.

lağuz a. Mısır. Mısırın koçanından ayrılmış, bir aradaki taneli durumu. Lağız. Bu sene 50 kot lağuzumuz oldi.

“Yandım da tüteyrim
Lağuz kudunu gibi
Çeker içerim seni
Bafra tütünü gibi.”

lames olmak f. Ezilip yamyassı olmak.

lamli/lâmli  1. s. Yassı, düz ve uzunca olan. Bicak lamlisi.   2. a. Badıç. bkz. fasila lamlisi. 3. a. Ateşli silahların namlusu. 4. a. Hızar gibi kesici araçların ağzı.

langur s. (Daha çok köpekler için)  başıboş, amaçsız dolaşan.

lapcin/labcin s. Basık, oldukça ince olan, yassı.  Golun ustine doğri lapcin bir çakıl taşi atti.

lastara a. Geleneksel dokumacılıkta, dokuma sırasında kullanılacak çeşitlerine göre iplikler sarılı masuraların üzerine belli sıralarla yerleştirildiği bir tür tezgâh. bkz. dolap, elcek.

lastira a. Örümcek. bkz. elimcak.

M

malez a. 1. İneğe lohusa olduğu zaman verilen sulu, ılık yem. Yal kazanında ya da daha küçük bir kapta su ısıtılıp içine un, tuz, sirkan (taze ısırgan otu) ya da taze yaprak, ot konularak kaynatılır. Sonra ılıklaştırılıp loğusa ineğe verilir. Bu işlem en az üç gün sürdürülür. 2. Evdeki kedi, köpek gibi hayvanlara, ancak daha çok köpeklere, onların yiyebileceği türden yiyeceklerle hazırlanan sulu, bulamaç biçimindeki yemek. 3. mec. s.  İyi pişmemiş, sıcaklığı yetersiz, lezzetli olmayan yemekler (için).

malank çamuri a. Islandığı zaman sıkı, yapışkan balçık şeklinde olan ve işlenmesi zor olan tarla toprağı. Yağmurda su çekmiş killi tarla toprağı.  bkz. malank, hortop.

mamulis etme a. bkz. mamulis etmek.

mamulis etmek f. İsteksiz ve iştahsızca yemek, yer gibi yapmak. Sığır hasta mi oldi? Dunden beri anca mamulis edey, hiçbişe yemey.

manca a. Sulu yemek. Çorba. Mança.  Koyu kabak veya lahana yemeği, Lahana mancasi.

“Yedım lahana mancasi
Yureğum bolanıy
Lahana kustelleri
Karnımda dolanıy.”

Mancasına göre olur gudali. Özdey. Manca hazırlanan yemek; gudal, onu karıştırmak için kullanılan bir tür büyük ahşap kaşıktır. Yemek yapma sırasında kullanılan karıştırma aracı ile yemek  arasında işlevsel bir uyum vardır.  Özellikle olumsuzluğa neden olan tarafların durumunu anlatır. Söz konusu eksiklik ya da kabahat her iki taraf için de geçerlidir anlamında. Böylece daha çok, olumsuzluğun kaynağının iki taraftan kaynaklandığı vurgulanır.  bkz. gudal/kudal.

manela a. bkz. manela.

marduval etmek f. Karşısındakini biraz alaya alıp şakalı konuşmalar yapmak.

mares s. Kesilip biçildikten sonra ya da güneşte canlılığını kaybetmiş ot, yaprak, çiçeğin, ayrıca olgunlaştıktan sonra dalında kalıp sarkmış incirin durumu.  bkz. mareslemek.

mareslemiş s. Solmuş, canlılığını kaybetmiş. bkz. mareslemek.

maresleme a. Solma, canlılığını yitirme. bkz. mareslemek.

mareslemek f. Ot, yaprak, çiçek gibi taze bitkilerin sıcak ya da güneşte solması ya da kesilip biçildikten sonra canlılığını kaybedip, kırışır gibi olup sarkması. Dalda olgunlaştıktan sonra kalıp, uzanıp sarkan incirler için de kullanılır.  İncirler maresledi.

musandara a. Dolap raflarının yanında kapaklı ya da gözlerden oluşan içine kaşık, ekmek gibi mutfak araç gereci ya da yiyeceklerinin konulduğu  kapaklı dolap bölümü ya da böylesi ayrı dolap.

musibet a. Dert, sıkıntı. Allah musibetıni versın! 

mustafa paşa kuşi/mustafabaşa guşi a. Göğsü turuncu, diğer yerleri kül ya da haki, insandan pek kaçmayan bir küçük kuş türü.

N

nahır  1. s. Fazla, bir sürü, kalabalık. bkz. bi nahır. Bi nahır uşak çıkti kireze. 2. Hayvan sürüsü.

nağara a. Nara.

nağuş a. 1. >Nakış. 2. İplik ya da iple birden fazla şeyi birbirine ekleyip düzenleme. 3. Dokumada, el dikişinde süs, örge (motif).

nakıs a. Cimri, eli sıkı. bkz. görmemiş, kıskıs, kıtmırci.

nakış a. Örgü, araç gereç, bina üzerindeki süs öğeleri, örge (motif).

nakışli s. Herhangi bir eşya, bina parçası, örgü, dokuma üzerinde örgelerle (motif) yapılmış süsleme. Serenderin kapisi çok nakışlidir.  bkz. nakış.

naktar a. Anahtar. Geleneksel kilit ve anahtarlar yörede üretilip, anahtarları yaklaşık 10 cm boyunda ve baltalı olur. Başlık kısmı, bir ölçüde süslü basık bir halka biçiminde yapılır. Bu halkaya karşın örme ya da hazır bir ip daha bu halkaya eklenebilir. Evden ayrıldığında, ilk dönenin kolayca içeri girmesi açısından evde yaşayanlarca bilinen bir yere gizlenir.

nal çekici a. Nal çakmak, nal çivilerini sökmek için kullanılan çekiç. Nal çivisi çakılan tarafı sapın takıldığı yuvadan tabana doğru genişler, tabanın yüzeyi dış bükeydir. Çekicin diğer tarafı saba doğru kavisli ve küçük kazma gibi yatık bir ağıza sahiptir. Böylece, çivinin toynak üzerindeki bükülmüş kısmının geri kaldırılıp, özel kerpetenle çekilip çıkarılmasına kolaylık  sağlar.  At çekici olarak da anılır.

nalet a. >Lanet.

na’letleme a. >Na’let etme.

nalin a. Ahşaptan yapılıp, ayak üzerinden bir deri kayışı olan terlik, takunya. Daha sonraki yıllarda küçük çocuklar için yapılan üstten kayışlı, açık, yazlık  naylon ayakkabılara da nalin dendiği olmuştur.

O

ocak kureğu a. İmalathanelerde yapılmış, yuvarlak ahşap saplı, yaklaşık 10 x 15 cm boyutunda yanları yukarı kıvrık, soba ve ocaktan köz, kül almak boşaltmak için kullanılan özel küçük metal kürek.

oda bayi a. >Oda payı. Ev yapılırken odaların herbiri için öngörülen alan ve konum.

odeberi a. >Öte beri. 1. Ekmek, bakliyat gibi yiyecekler. 2. Süt ürünleri.

odiyan a. Yan taraftaki komşu, komşu ev. Odiyanki uşak.

odli dava a. bkz. otli tava.

odun kaşuğu a. Sert ve beyazlığını koruyabilen ahşaptan, genellikle bölgede yetişen şimşir ağacından, elde oyulup hazırlanarak yapılan yemek kaşığı. Metal kaşıklar yaygınlaşmadan önce kullanılırdı. Günümüzde, Odun kaşığı günümüzde yemek yaparken kullanılmak üzere karıştırma, kotarma amacıyla yapılmaktadır. Şimşirden ayrı gürgen ağacı da, şimşir kadar değerli olmazsa da bu amaçla kullanılmaktadır.

odun sergisi a. Yaklaşık 1-1,5 m uzunlukta yarılmış odunların, yarmaların, buna benzer kalın fındık dallarının  dışarıda ama genellikle serender ya da merek altlarında, özellikle kışın yakılmak üzere ardışık ve üst üste istiflenmiş durumu. bkz.  sergi (3), çali sergisi.

otli tava / odli dava a. Daha çok mısır unu karıştırılmış pırasa yaprağı ile hazırlanıp, çevirme tavasında pişirilen yemek, tava. Pırasa dışında başka otlar ya da sebzeler de eklenebilir.

otluk a. Mısırlar tarlada yerden 15-20 cm. kadar yüksekten kesilip, üzerindeki koçanlar (kodoş) toplanıp, üzerinde yaprağıyla kalan gövdesi ve 5-10 tanesinden yapılan bağı. Bağın içinden bir iki tanesinin tepe aşağı bükülüp bağlamak için kullanılır.  Buna otluk bağı denir. Bu bağlar tarlada kuruması için tepeleri birbirine dayanarak 5-10 tanesi, bir konik çadır gibi dikilerek bekletilir (horom). Daha sonra oldukça kurumuş otluklar, kısmen nemli bir havada harmanda, tarlada uygun bir yere taşınarak yığın yapılır, kışın ineklere verilir. bkz. horom, yığın, sulam.

otluk bağı a. Otlukla eşdeğer anlamda kullanılan sözcük. bkz. otluk, sulam, otluk yığıni.

otluk yuğuni a. Otlukların yere dikilmiş bir sırık çevresinde 5-6 m. bir daire oluşturacak biçimde dikine dizilmesinden sonra, üzerine yine otluk bağlarından konik bir biçimde düzenleyip sırığa bağlayarak kışa kadar korunması için yapılan yığın. Otluk yığınları genellikle bahçenin uygun bir yerinde yapılır, kışın ahırdaki inekleri beslemek için gereksinim duyuldukça parça parça sökülüp ahıra taşınır. Direk (yuğun direğu)  çevresinde  zemin üzerinde dikine konulan otluklardan oluşan kısma ambar, yuğunın ambarı denir. bkz. otluk, otluk bağî.

ova a. Doğu Karadeniz dağlarının arkası.

öksoğ / ökseğu / öksoğu a. Bir tarafı henüz yanmamış diğer tarafının üzeri közlü, tütmekte olan odun parçası. Elektrik olmadığı zamanda ev dışında yakın mesafeye gitme sırasında aydınlatma amacıyla da kullanılırdı.

öküz dili / ekuz dili / eküz dili a. Yaprakları geniş olan bir bitki. İnekler yer. Kışın yaprakları yeşil kaldığı için koyun sürülerinin beslenmesine de yararlı olur. bkz. zefa.

öküze gelmek f. Boğaya gelmek. İneklerin çiftleşme isteğinde bulunması, bunun  hareketleri ve döl yolundaki akıntıyla belli olması. Oğura gelmekle eş anlamlıdır.  bkz. oğura gelmek.

ömen a.  bkz. emen.

ön tabla a.  Taş fırınlarda, fırın kapağı önünde, üst yüzeyi fırın tabanı seviyesinde olan ve buna

eklenebilecek  miktar dışa çıkıntı yapan alan. Kürek uçları ekmeklerin ve diğer ürünlerin fırına atma, çıkartılması sırasında buraya konur.

P

pabara s. Şiddetli azar, dayak. Pambara.

pabara atmak f. Şiddetle azarlamak, dayak atmak.

paca a. >Baca.

pacak a. >Bacak.

paççe a. >Bahçe.

pakmak f. >Bakmak.

pal a. >Bal.

palan / balan a. Eskimiş, asıl işlevini kaybetmiş örtü, dokuma eşya.

palavars a. Omuzda taşınan ağaç ve benzeri yükün diğer omuzla paylaşılması için kullanılan değnek. Boş omuzdan yükün altına doğru uzatılarak kullanılır.

palaz / balaz a. Yaprakları daha geniş, kenarları tırtıllı ve daha yoğun yapraklı, tanesi tombul fındığa göre daha geniş, daha yassı ve yayvan fındık.  Palas (balas) biçiminde de söylenir. bkz. funduk.

palaz funduğu a. bkz. palaz.

paluk yağmak f. Balık sürüsünün deniz yüzeyine çıkıp havaya atlayarak düşmesi. Balığın bol olması. Balığın türüne göre de adlandırılır: palamut yağayi.

pambuk / banbuk a..bkz. bambuk.

pana ad. >Bana.

pansi/bansi a. Ahırda ineklerin bir ya da her iki yan duvar tarafında bağlandıkları, döşemenin üzerinde  50-60 cm. genişlikte ve ona yakın derinlikte olacak şekilde, döşeme üzerine kalın tahta ya da keresteden yapılan bölme, yemlik. İçine ineğe verilen külek, kuru ot, yaş çayır, yapraklı dalların konur. Duvar boyunca uzanır.

R

reyha a. bkz. rıya.

reyiz a. >Reis.

rınzak a. At, katır, eşek gibi taşıma işlerinde kullanılan hayvanların yularları üzerindeki kemikten yapılmış süsleme örgeleri.

rıya a. 1. Bir bitki ya da nesnenin, bir ortamın kendine has kokusu. Reyha da denir. 2. >Rüya. bkz. rıyalanmak. 

rıyalamak f.  Koku saçmak, koku yaymak.

rıyalanmak f. Rüya görmek. bkz. rıya (2).

riğoz a.  “Evlerin arkasındaki dar aralık.” olarak tanımlıyor.  bkz. evin başi.

rincil a. 1. Diş etleri. 2. Alt dudak.

S – Ş

samans a. Mısır unu, üzüm pekmeziyle küçük bir tencerede yapılan bir tür kuymak. Pekmez kuymağa katılmadan önce suda eritilerek şerbet haline getirilir.  Pişirildiği anda akıcı bir kıvamda olur. Bu sırada küçük sahan ve taslara paylaştırılır. Soğuyunca daha katı bir kıvama dönüşür. Koyu mor-siyah arası bir renkte olur. Daha çok bir tür çerez gibi yemek aralarında,  daha çok çocuklar tarafından tüketilir. Samasbkz. izim şerbeti, izim pekmezi, kuyma.

saman yatağu a. Sağlam kuru otlardan yapılmış yatak.

samrama a. Kızgınlıkla bağırıp çağırma. bkz. samramak.

samramak a. Kızgınlıkla bağırıp çağırmak.

sanduk a. 1. >Sandık.  2. Yörede üretilen tek kırma tüfekte, dipçik tarafında tetik, tüfeğin açılıp katlanmasını sağlayan açma kapama mekanizmalarının ve namlu ile bağlantıyı oluşturan mafsal kollarının bulunduğu bölüm. bkz. çakmak, gırma difek, kuyruk.

sapla a. Kepçe.

sapmak f. Uğramak. Düğunden gelirkan dedeme saptım.

sargan ağı a. Bir balık ağı çeşidi.

şarana a. Özsuyunu çıkarma için üzüm ezmekte kullanılan tekne. Genelde geniş bir ağacın oyulmasıyla yapılan, doğrudan içine ya da çuvala doldurulup ağzı kapatılmış üzümlerin üzerinde çıplak ayakla ezme işlemi için tekne alt ucundaki şıranın daha kolay akması için eğimli bir konumda yerleştirilir. bkz. izim pekmezi.

şarba a. Kadınların toplum içinde kullandıkları baş örtüsü. Çömberini çıkar da şarbanı tak.

şaşkal s. Şaşkın, aklı başında olmayan, iyi ve gereği gibi düşünemeyen.

şefget a. >Şefkat.

şeğil a. >Şekil. Daha çok şegil yaygındır.

şekerli yufka a. bkz. yufka.

sel değurmeni a. Yağmur yağıp sular çoğaldığı, suyun değirmen taşını çevirmeye yetecek miktara ulaştığı küçük su değirmeni.  Bu tür değirmenler yerleşim yerlerine daha yakın olur.

şelek a. 1. Pek değerli olmayan ya da eskimiş ancak halen kullanılan giysi, eşya topluluğu. 2. “Fındık kabuklarından örülmüş ve fındık toplamakta kullanılan saplı küçük sepet. “Gıdık (Kıdık). Çötre.”. bkz. guduk.

şenluk a. İçinde insan barınan, meskûn ev, mekân, yer.

T

tezlemek f. Acele etmek, hızlı davranmak.

tıfıl s. Boyu kısa, ufak tefek kimse.

tıkız s. İnce, dar, sıkışmış.

tırabız a. Trabzon.

tib a. >Tip.

tifek a. >Tüfek.

tigen a. Dükkan. Tigan, dikkan sözcüğü yaygın olarak söylenir.

tikenmek f. >Tükenmek. Baran tikendiysa bobandan iste.

tik kafali / dik kafali s. Yeterli bilgisi olmadan ya da anlamadan karşı koyan, tepki gösteren, genel olarak kabul gören şeylere karşıtlık gösteren. Benzer anlamda aksi sözcüğü de kullanılır.   bkz. tik kafaliluk etmek.

tik kafaliluk etmek / dik kafaliluk etmek dey. Yeterli bilgisi olmadan ya da anlamadan zorluk çıkarmak, karşı durmak. Benzer anlamda aksiluk etmek sözcüğü de kullanılır. bkz. tik kafali aksi.

tikmek f. >Dikmek.

toftos / tohtos s. İyice ezilmiş, ezilip ufalanmış. Tostos olmiş biçiminde de kullanılır.

toftos etmek / dofdos etmek f. İyice ezmek, iyice ezip ufalamak.  Tohtos etmek da denir. bkz. toftos olmak.

toftos olmak / dofdos olmak f. (Bir şey) iyice ezilmek, ezilip incelmek. Tohtos olmak  da denir.bkz. toftos etmek.

toğmak f. >Doğmak.

toğri s. >Doğru.

tohdaşmak f. Kaynaşmak, birbirine alışmak, yakınlaşmak.Birbirine alışmak, sevgi beslemek.” Buzaklan enuk  haman tohdaşdiler.

tohli / toklu a. “Bir yaşında erkek kuzu, toklu.

tokalak a. Kazılmış tarlada, fidenin ortaya çıkmasına engel olabilecek 5-15 cm, boyutlarında geride kalmış,  top toprak parçası ya da herhangi bir yerde bu şekildeki toprak yumrusu. Bu biçimdeki küskülük (pur)  topakları.

tonar/donar a. Tepe ya  da sırt üzerindeki otlak görünümünde arazi parçası. “Ormanın sökülerek işlenir arazi haline getirilmesi. Açma.”

tonar kazmasi a. Özellikle ilk kez  sert, küskülük (bur) toprağı kazmak için ucu daha dar ve uzun, arkasında sapa paralel baltası olan kazma.

U – Ü

uruba arabasi a. Düğünden önce evlenenlere ve yakın aile bireylerine alınan eşya ve giysilerin konulup havlu gibi küçük eşyalarla bir ölçüde süslendiği, dışardan bakıldığında bu ayrımın farkedildiği taşıt. Motorlu taşıtların yörede kullanılmaya başlamasından sonra ortaya çıkan bir gelenek olmakla birlikte, günümüzde bu özgün niteliğini kaybetmiştir.

uruba etmek/urba etmek f. bkz. urubaya gitmek.

urubiye gitmek f. Düğün öncesi hazırlık olarak kumaş, elbise giysi almak üzere alışverişe gitmek. Kız ve erkek tarafı düğünden önce, manifaturacı dükkanına gider, orada kız tarafının istekleri öncelikli olmak üzere,  başta gelin, damat ve yakınlarınının düğün elbiseleriyle, oda donanımı için dokuma ve kumaşlar alınır. Bu işe uruba etmek de denir.

Urum a., s.  Rum. Günlük konuşmada Yunanlı anlamında da kullanılır.

urup a. Çeyrek altın; Ar. ruba,  çeyrek

urup küpesi a. Küçük, pul biçiminde halkası olan küpe. Ruba sözcüğü Arapçada çeyrek anlamına gelmekte, en küçük altınlara da, tam altının dörtte biri anlamında  bu ad verilmektedir. Urup küpesinde de, küpe halkasına takılan pulun bu çeyrek altına benzerliğinden bu adın verildiği düşünülebilir.

Urus a. s. Rus.

urus fasilasi a. Bir fasulye çeşidi.

Usburli a. Günümüzde Güneyköyü olan köyün önceki adı.

uskurya a. Namludan dolma tüfeklerde mermi yatağı.

usli s. Sakin, söz dinler, yaramazlık yapmayan. Genelde çocuklar için kullanılır. Sabahtan beri usli usli oynayler.

usli usli s. bkz. usli.

usul a. Yavaş, sessiz.

usullan bel. Yavaş bir şekilde ya da iyice

üğleşmek f. bkz. eylenmek.

üsküt s.  Küsmüş. Durgun, sessiz, neşesiz, bir şeye canı sıkılmış, üzgün. İsküt. Niye üsküt üsküt oturıysın?

üsküt durmak f. Küsmek. Neşesiz, bir şeye canı sıkılmış durumda durgun ve sessiz durmak. Üskütlemek..

üslük a. Islık. Uzaktan üslük çaldi uğa, ama duymadi. bkz. sütlük.

üslük etmek f. Islık çalmak. bkz. sütlük çalmak, sütlük etmek.

 V

varzan s. Bir şeridi siyah diğer şeridi gri (boz) ya da altın sarısı görünümündeki inek. “Sığırların kırmızı siyah

biçiminde benekli rengi.”

verane a. Virane, ıssız, yıkılıp harap olmuş.

verauz a. bkz. riğoz.

ver bağa  -i uzat bana, -i bana uzat, -i bana ver. Hağ gelberi ver bağa.

verev/verep s.  1. Çapraz olan. 2. Diyagonal kesilmiş. 3. Yanlamasına yokuş. bkz. çapraz.

vervele a. Gereksiz heyecan. bkz. verveleye vermek.

verveleye vermek f. Önemsiz bir şeyi gereksiz yere duyurup heyecan yaratmak. Verveleleye vermeyın.

vilya a. >Villa.

vindo a. Yaz aylarında  inekleri üzerlerine konduğunda kanını emerek rahatsız eden, sineğin birkaç katı büyüklüğündeki zararlı, sarımsı renkte bir sinek türü.

vint(d)as a. İneklerin sevinç, sinek ısırması gibi nedenlerle koşup, zıplaması. bkz. vintas etmek.

vint(d)as etmek f. bkz. findas etmek.

virmek f. >Vermek.

viyra s.>Vire. Sürekli, aralıksız. Daha çok hareketli durumlar için kullanılır.  bkz. boyna.  Viyra ukari gidey.

vizvinak a. Ucu sivriltilen fındık tanesinin arkasında açılan deliğe ince bir ahşap çöp sokulmasıyla yapılan küçük bir çocuk oyuncağı.

vol a. bkz. volar.

volar a. Bahçeyi belleme sırasında, yan yana belleyen kişilerin belle birlikte aynı anda devirdikleri toprak parçası, kesek. Komandara gibi bazı köylerde vol da denmektedir.

vole ağu a. Palamut gibi balıklar için kullanılan ağ.

vumbura a. Yabani, iri arı.

Y

yağ küleğu a. Daha çok tecimsel amaçlarla tereyağı koyulan, üzeri kapaklı külek. Bu tür küleklerde yağlar toplanır ve ilçe dışına sevkedilir. Yağ vareli de denir. bkz. külek.

yağlaş a. 1. bkz. peynirli. 2. bkz. peynir kuymasi.

yağli funduk a. Endüstriyel tüketime uygun, yaygın olarak üretilen fındık, tombul fındık. Giresun funduğu. bkz. funduk.

yağli olmak f. İnekler yediğinde sütü bol vermesine neden olan (ot).

yağ toplamak a. Yayık olmasının ardından,  derin ve geniş kaplara, kazanlara boşaltılarak, ayranın üzerine toplanan yağ topaklarının, bir tahta kaşıkla, mümkün olduğunca ayranın süzülerek yüzeyden toplanıp alınması. Bu şekilde  yağlar küçük bir tencere ya da geniş bir sahanda toplanır.  Sonra akan su altında kaşıkla karıştırılarak bir kez daha yıkanır. İlk anda elde edilen bu yağ, taze yağ olarak anılır. bkz. yayuk vurma, yayuk olma.

yakıci biber a. Yemeklerde kullanmak üzere hazır olarak satın alınan acı toz biber. Ayrıca bkz. boya biberi.

yal a. İnekleri beslemek için ocak üzerindeki kazanların içine su, tuz, kepek, bazen mısır,  folâ, daha çok kuru ot, bazen de yaş otlardan ya da burma katılarak kaynatıp, yal külekleri ile ahırda ineklerin önüne, pansiye koyulan sulu yiyecek. bkz. burma, folâ, yal küleği, yal kazani.

yalağuz s. 1. >Yalnız. Tek başına 2. (Konuşmada) bundan başka, ayrıca.

yalak a. 1. Genellikle çeşme önlerinde ya da pınar yanında taştan, betontan yapılmış tekneye benzer ineklerin su içebileceği yer.  2. Bazen bu, tekne biçimine benzeyen arazi parçaları için de kullanılır.

yalanci meme a. bkz. öğlence memesi.

yalanci sarma a. bkz. sarma.

yaldır yaldır etmek a. Parıl parıl parlamak. Genellikle bulutsuz havalarda yıldızlar için kullanılır.

yali a. >Yalı. Deniz kıyısı.

yal kazani a. İneklere yal hazırlamakta kullanılan, büyük olduğu için genellikle zincire asılarak ocak üzerine konan kazan. bkz. yal.

yal küleğu a. Kertel. İnekleri beslemek için içine yal, su ya da suyla kaynatılıp karıştırılmış kurutulmuş yaprak, kabak, meyve, folâ, burma, mısır unu, kepek gibi yiyeceklerle önlerine ahırda pansi içine konularak verilen,  daha çok budaksız çam ağacı tahtalarının yaklaşık 50 cm’lik bir dairesel taban çevresinde  yukarı doğru daire genişliğinin arttığı, daha çok yabani fındık fidesinin (eşkin) ya da daha dayanıklı olan kestane fidesinin boydan ikiye bölünmesinden yapılmış dıştan tabana  ve üste yakın her birinde 2-3 kuşak olan, yüksekliği 50 cm dolayındaki ahşap kap. bkz. yal, külek kuşağı.

yalluk a. Yal yapmak için özellikle taze olarak kullanılan çayır, tarla, bezelye gibi bitkiler. Kışın kurutulmuş folâ, çayır, kurutulmuş karaağaç yaprağı gibi yiyecekler de kullanılır. Yalluklar su ile yal kazani denen büyükçe bir kazanda kaynatılır. Küleklere paylaştırılıp ineklere verilmeden önce de içine kepek, un gibi yiyecekler eklenir. Yal verme işi hemen sağımdan önce yapılır, ineklerin yal yemesi sırasında

yarmali sarma a. Mısır yarmasıyla yapılmış lahana yaprağı sarması. bkz. giyme perde, balta.

yarma odun a. bkz. yarma.

yaşar a. İneklere koyulan adlardan biri.

yaşarmak f. 1. Gözlerine yaş gelmek. 2. Bir yerden su gibi sıvı sızıntısı ortaya çıkması.

yaşmak a. Üzerinde işleme olmayan, başı iyice saracak büyüklükte, ince tülbent biçiminde, beyaz baş örtüsü.

yaşmakli s. İneklere verilen bir ad. Başında, özellikle  siyah arasında beyaz leke olan ineklere ad olarak  verilir. İnek adları, öküzün pek nadir beslenmesinden dolayı inekler için söz konusudur. İnekler aile içinde bulundukları dönemde, geçimin esas öğelerinden olmalarıyla bağlantılı renkleri, davranışları, yapıları ile  bir ölçüde kişilik kazanmış gibidirler.

yat s. Alışmamış, yabancılık çeken, alışmamış.

yatluk etmek f. bkz.yadluk etmek.

yatmak f. Rüzgarlı, yağışlı havalarda mısır tarlasının  devrilip zarar görmesi. Rüzgar etkili olduğunda mısır gövdeleri devrilmekle kalmayıp kırılır ya da  köklerinden koparak zarar büyür. Buna karşın, belli ölçüde devrilirse yine de gelişimini tamamlayabilir. Geceki fırtınada tarlanın yarisi yatti. bkz. kısa sari, uzun sari, kıminoğu.

yatsi a. >Yatsı. Yatsi ezani.

yâu ün. >Yahu.

yavan kalmak f. İneklerinin yüklü olması, yaylaya çıkmış olması ya da herhangi bir nedenle sağılır ineği kalmamak. Mısır ekmeği, meyve ve sebzelerden ayrı olarak süt, yoğurt, ayran, çökelek gibi sütten üretilen besin maddelerinin eksikliği geleneksel kırsal yaşam ortamı için önemli bir sorundur

yesir s. Esir.

yeygu/yeygü/yeyku a. İneklerin yiyebileceği, un ve kepek dışındaki, kuru ya da taze her türlü yiyecek.

yeyla a. >Yayla.

yeyla kelifi a. Yayla evi, kelif.  bkz. kelif.

yeylakız a. İneklere verilen adlardan biri.

yeynuk/yeynig  s. bkz. yenlik.

yeynuklemek/yeyniklemek f. bkz. yenliklemek.

yığ i. bkz. yuğ.

yığın/yığun a. Mısır otluklarının ya da kurutulmuş çayırların,  olabildiği kadar altında yağmur suyu birikmeyen arazinin uygun boş bir yerinde , ortaya dikilen 5-6 m. yükseklikte bir sırık (sürük) etrafına tabanı silindirik üst kısmı konik olarak yığılması ile yapılan bir tür açık depolama yöntemi.  Otluklar tabanda tepeleri yukarı gelecek biçimde 4-6 m. çapında bir daire şeklinde sırık etrafında dikine dizilir,  bu aşamadan sonra üstüne çıkılarak, otluklar tepelerinden sırığa bağlanarak sırık çevresinde yüksek, yanlara doğru gidildikçe alçalacak ve alt gövdeden saçak gibi dışarı taşacak şekilde üst üste yerleştirilir. Benzer uygulama çayırlar için de yapılır.

yûreğu bolanmak f. Midesi bulanmak. bkz. bolanmak (2), yûrek.

Z

zırnana deli s. Tam deli, delicesine davranan.

zırnık/zurnuk a. Çok küçük parça.

zurnanın deluğunden geçmek f. dey. Çok zor bir işi yapmakta olmak.

zipka a. Siyah şayaktan dikilen, arkası kürklü, paçaları dar ve kaytan işlemeli bir çeşit pantalon.

zipzizan / zibzizan a. s. Çırılçıplak, üzerinde hiç giysi olmaksızın. Zipzizan soydiler oni.

zuğnis olmak f.  Zuğnis olma. Aynı anlamda zuğnis etmek de denir. bkz. zuğnis.

zuğnis kokmak f. Altı yanan yemek ya da sütten çıkan koku. bkz. zuğnis, zuğnis olmak.

zumzuk a. bkz. zumzuklamak.

zumzuklamak f. Daha çok insanlar arasında, birisinin bir başkasının yumuşak etini parmakları arasında ezmesi,

elini yarı yumruk yapıp parmağın katlanmış kısmıyla kısa darbe yapıp dürtüklemesi.Zumzuk atmakla eş anlamlıdır. Bi zumzuk atti uğa, haman doğrulti.

zumzuk atmak f. bkz. zumzuklamak.

zurnuç a. Kıymık.  bkz. sulam.

zurnuk a. bkz. zırnık.


9 thoughts on “VAKFIKEBİR YEREL SÖZCÜKLERİ

  1. Bu tür eserlerin yazımı kadar tanıtılması ve halka ulaştırılması da çok kıymetli. Bir Vakfıkebirli olarak çok memnun oldum. Harika bir yazı olmuş.

  2. Öncelikle emeğinize sağlık. Geçmişe bir yolculuk oldu. Çok güzel bir çalışma olmuş. Kütüphanemde görmek istediğim hatta çocuklarımın okumasını isteyeceğim bir kitap. Tebrikler.

  3. Tabiki öncelikle İbrahim hocama bu eserden bizleri haberdar edip verdiğiniz emekten dolayı teşekkür ediyorum.Bir Vakfikebirli olarak bu eserin tanıtılıp halkla bütünleşmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.Belediyemizin de inşallah kültürümüzün tanıtımında sözlüğün çıkması ve yayımlanması hususunda destek olması gerektiğini ümit ediyorum.İbrahim hocamın sayesinde haberdar olduğumuz bu eseri raflarda da görmek ümidiyle…

  4. Bu arada memleket sevdalısı Suat İskender Beyefendiye de saygılarımı sunuyorum.Kalemine yüreğine sağlık.En kısa zamanda emeğinin karşılığını alır inşallah Yolunuz açık olsun

  5. Sözlük çalışmaları her zaman için tarihin yaşayan hafızası olmuştur. Kültürün temeli olan dil; bu çalışmalarla yaşamaya devam etmiştir. Dilin canlı bir varlık oluşu ve dönüşümü, bu çalışmalarla her defasında apaçık takip edilegelmiştir. Suat İskender Bey’in emeğine sağlık. Araştırmalarının devamını bekleyeceğim. Yazıyı kaleme alan İbrahim hocama da bu çalışmadan haberdar ettiği için teşekkür ediyorum.

  6. Hocam kültürümüze yapmış olduğunuz bu hizmetlerden dolayı çok teşekkür ediyorum eskilere dair ne varsa söz dağarcığımızda çoğunun anlamını özünü bilmiyorduk sizin sayenizde öğreniyoruz ve öğretmeye çalışıyoruz başarılarınızın devamını diliyorum nice güzel yazılarda bıluşmak üzere saygılar

  7. Nihayet bu gün okudum eline sağlık. Vakfıkebirli birinin edebiyata dile ilgi duymasına çok sevindim Sosyolojik araştırmalar toplumların gelişiminde çok önemli Ancak biz bunlarda çok geriyiz.Bilakis sosyal araştırmaları önemsiz buluruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir